Giriş Yap

Bolu Bungalov’a Kaçış

Bolu Bungalov’a Kaçış

BOLU / DOĞAYA KAÇIŞ / BUNGALOV
Ormanların, denizlerin, göllerin,derelerin dibine tünemeye çalışıyoruz artık. Nerede bir yeşillik bulsak kapıp kahveleri atıyoruz sandalyelerimizi. Kimi zaman sadece gündüz kimi zamansa çadırımızı atıp geceleri kalıyoruz. Sabahları çadırın fermuarını açtığımızda mis gibi hava doluyor ciğerlerimize. O kadar özlem doluyuz ki temiz havaya, oksijene. Sadece biz değil muhtemelen vücudumuzda özlüyordur toprak kokusunu.Yağmurdan sonra içimizi ısıtan o toprak kokusunu şehrin hengamesinde alamıyoruz artık.Ya kokuya hassasiyetimizi kaybettik ya da yağmurun düşeceği bir toprak yok etrafta.
Her yağmur yağdığında şehri çimen kokusunun kapladığı bir yer biliyorum.Çadır festivallerinin vazgeçilmezi. Bir kez gelenin tekrar tekrar gelmek için bahaneler ürettiği. Hatta biraz abartalım 4 mevsimin ayrı rüyalar olduğu bir yer. Kafanızda neresi canlandı emin değilim. Çünkü Türkiye’de anlattığım gibi o kadar çok yer var ki. Peki biraz daha ipucu vereyim. İstanbula ve daha birçok metropole yakın, ormanlık alanların fazlasıyla çok olduğu bir yer. Göllerin buz tuttuğu ve inanılmaz manzaralara sahip bir yer. Şehre girer girmez sıcaklığın birden bire beş derece azaldığı bir yer.Kar yağarken de çiçek açarken de yapraklar dökülürken bile aranan kadraj olan bir yer. Bence artık biliyorsunuz. Evet evet Bolu…
Dört mevsiminde birbirinden renkli geçtiği Bolu, artık Batı Karadenizin incisi gibi. Her an gidilebilir ve memnun kalınabilir bir yer. Her ne kadar koca bir şehir olasa da doğanın kucaklaştığı bir atmosfere sahip Bolu. Baktığınız her yerde ağaçları ve dağları görebilirsiniz. Şehirden bir kilometre uzaklaştığınızda artık doğanın tam içindesinizdir. Hele birde birkaç tabela takip ettiğinizde Yedi Göllere varırsınız. Gez gez bitmez ve sonunda içinize kocaman bir çadır atma isteği gelir. Çünkü birkaç saat gezip dönmeye içiniz el vermez. Gecesini ayrı gün doğumunu ayrı görmek istersiniz. Ki inanın her anı birbirinden değerli görüntülere ev sahipliği yapar. Ertesi gün Gölcük Milli Parkına çevirirsiniz rotanızı. Yazın suya yansıyan ağaçlar ve gökyüzü, kışın donmuş göl ve kar manzarası karşılar sizi. Sonbaharda gölün üzerinde sarı turuncu renklerin fink attığı yapraklar bekler sizi ilkbahardaysa baktığınız her yerde filizlenmiş rengarenk çiçekler…
Bu kadar güzelliği gördükten sonra ağaçların arasından çıkmak istemiyor insan. Baktığı her yerde yeşillikler görmek istiyor. Bu yüzden ya minik bir karavanda konaklıyor ya da gözden uzakta bir bungalovda. Balkona çıktığında elini uzatıp bir yaprağa değmek istiyor. Hayat gerçekten inanılmaz. Bir zamanlar rezidanslar, büyükşehirler,teknolojik aletler insanoğluna aşırı derecede çekici geliyordu. Varını yoğunu büyükşehirde bir yaşam kurmak için harcayan insanları hepimiz duymuşuzdur. Onlar şimdi keşke köyde bir dönüm arazim olsaydı diyorlar. Ama şöyle ki artık bir çok insanın tatilini geçirebileceği bir köyü bile yok.
Artık akşam haberlerinde iki üniversite bitirmiş sonra köye yerleşip çobanlık yapan insanların hikayelerini izliyoruz. Ve pek çoğumuzun hayali haline gelmeye başladı bu yaşam tarzı. Umarım böyle radikal kararlar vermeye zorlamaz hayat bizleri. Çağ artık metropollerin içinde doğal ve doğayla yaşama çağı. Bunu çok yakın zamanda başaracağız. Biraz daha sabır,sonuçta dünya hala Bolu gibi bir yer değil…
www.bungalov.com.tr
Fulya’ya teşekkürler

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sohbeti Başlat
Merhaba. Size yardımcı olmamızı ister misiniz?

Sizi Arayalım